Banner

MEVZUAT
AVUKATLIK HUKUKU
MAKALELER
HUKUK HABERLERİ
FAYDALI BİLGİLER
İÇTİHATLAR
DİLEKÇE-FORM
ADLİ REHBER
İNSAN HAKLARI
HUKUK SÖZLÜĞÜ
DAVA TÜRLERİ
HUKUKİ BELGELER
 
Reklam Alanı

Host - Sponsor





   AKDOĞDU/Türkiye Davası

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı


AKDOĞDU/Türkiye Davası*


Başvuru no:46747/99
Strazburg
18 Ekim 2005


OLAYLAR

1932 doğumlu olan başvuran İsmail Akdoğdu Bandırma?da ikamet etmektedir. Başvuran 13 Aralık 1997 tarihinde 28 yaşında ölen Burhanettin Akdoğdu?nun babasıdır.

1. Başvuranın oğlunun yakalanması, gözaltına alınması ve ölümü

10 Aralık 1997 tarihinde, Devrimci Sosyalist İşçi Hareketi (DSİH) adlı yasadışı örgüte üye olduğundan şüphelenilen Burhanettin Akdoğdu, Bursa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından yakalanıp gözaltına alınmıştır. Adıgeçen kişi, 12 Aralık 1997?de Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi?ne sevk edilerek, burada gözaltına alınmıştır.

B.Akdoğdu 13 Aralık 1997 günü saat 8.00?de, battaniye kenarından sökülmüş bir iple demir parmaklıklara asılı olarak hücresinde ölü bulunmuştur. Polisler saat 8.30?da Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcılığı?na olayı bildirmişlerdir. Saat 10.00?da olay yerine gelen Cumhuriyet Savcısı?nın adıgeçen kişinin öldüğünü saptamasının ardından B.Akdoğdu?nun cesedi Cebeci Adli Tıp morguna kaldırılmıştır.

2. Mevcut davada yürütülen ceza soruşturması

a. Burhanettin Akdoğdu?nun cesedi üzerinde yapılan adli tıp muayeneleri

13 Aralık 1997 tarihinde Adli Tıp doktorları B. Akdoğdu?nun cesedi üzerinde otopsi yapmış, bu esnada Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı da hazır bulunmuştur. Adli tıp raporuna göre ölüm sabah saat 5-8 arasında gerçekleşmiştir. Ayrıntılı muayene sonucu B. Akdoğdu?nun vücudunun çeşitli yerlerinde değişik ebatlarda hafif sıyrık ve yaraya rastlanmıştır. Diğer yandan boyun çevresinde ipin yaptığı baskı sonucunda meydana gelen bir iz tespit edilmiştir.

B. Akdoğdu?nun şiddete maruz kaldığına dair herhangi bir iz tespit edemeyen Adli Tıp doktorları, B. Akdoğdu?nun mekanik asfiksi sonucu öldüğünü rapor etmişlerdir. Aynı zamanda Adli Tıp doktorları, iç organların incelenmesine ve kan toksikoloji tetkiklerinin yapılmasına karar vermişlerdir.

Ertesi gün B. Akdoğdu?nun cesedi ailesine teslim edilmiştir. Başvuran ikinci bir Adli Tıp raporu düzenlenmesi istemiyle Bandırma Devlet Hastanesi?ne başvurmuştur. Bandırma

* Dışişleri Bakanlığı Çok taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe?ye çevrilmiş olup, gayrıresmî tercümedir.
Cumhuriyet Savcısı?nın da hazır bulunduğu muayenede, cesedin çeşitli yerlerinde farklı boyutlarda çizik, morluk ve yaralara rastlanmıştır.

Adli tıp muayenesi sonucunda başvuran Savcılığa başvurarak, oğlunun göz altında öldüğü haberini aldığını, fakat intihar etmesi için herhangi bir neden bulunmadığını belirtmiş ve sorumlular hakkında şikayetçi olmuştur. Cumhuriyet Savcısı şikayet dilekçesini, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi?nde re?sen açılmış olan dava dosyasına eklenmek üzere göndermiştir.

19 Aralık 1997 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, yukarıda belirtilen toksikoloji tetkiklerinin sonuçlarını talep etmiştir. 12 Ocak 1998?de Cebeci Adli Tıp Kurumu, doku ve kan örneklerinde hiçbir uyuşturucu maddeye rastlanılmadığına ilişkin ek raporu Cumhuriyet Savcılığı?na iletmiştir.

b. Tanıkların ifadelerinin alınması

13 Aralık 1997 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Terörle Mücadele Şubesi Baş Komiseri İ.Ö.?yü ve polis memuru N.T.?yi dinlemiştir. 15 Aralık 1997 tarihinde, polis memuru M.Ç.?yi dinlemek üzere çağırmıştır. Olayın meydana geldiği gece nöbetçi olan N.T. ve M.Ç. (nöbetçi memurlar) sorgulamayı yapan kişilerin, saat 20:00 sularında, Burhanettin Akdoğdu?yu 9 numaralı hücresinden almak üzere geldiklerini ve saat 23:30 sularında Burhanettin Akdoğdu?yu geri getirdiklerini belirtmektedirler. Nöbetçi memurlar, genelde sık sık hücreleri kontrol ettiklerini ve ihtiyaç duyulması halinde tutukluların kapılarını tıklatmak suretiyle kendilerini çağırabildiklerini ifade etmektedirler. M.Ç.?nin ifadesine göre, Burhanettin Akdoğdu sabaha karşı saat 02:00 sularında kendilerine seslenmiş ve isteği üzerine N.T. kendisini tuvalete götürmüştür. Oysa N.T., saat 02:00?da Burhanettin Akdoğdu?nun yiyecek istediğini ve saat 5:00?da yapılan sayım sırasında, M.A.Y ile aynı zamanda tekrar tuvalete gitmek istediğini ifade etmektedir. N.T. önce M.A.Y.?yı, sonra da Burhanettin Akdoğdu?yu tuvalete götürmüştür. Yapılan birkaç kontrol sırasında, nöbetçi memurlar Burhanettin Akdoğdu?yu uyanık bir halde yatağında otururken görmüşlerdir. Burhanettin Akdoğdu ölmeden önce onu gören son kişi olan N.T., saat 05:00?da Burhanettin Akdoğdu?dan kazağını giymesini istemiş, Burhanettin Akdoğdu ise yeni uyandığını ve kazağını giyeceğini söylemiştir. Saat 09:00?da nöbet değişimi yapıldığından, saat 08:00?da nöbetçi memurlar son bir yoklama yapmışlardır. N.T. Burhanettin Akdoğdu?nun bulunduğu hücreye gittiğinde, Burhanettin Akdoğdu?yu demir parmaklıklara asılı olarak bulmuş, nabzının atmadığını fark ederek, amirini haberdar etmiştir. Sonrasında, M.Ç. Cumhuriyet Savcısı?na, 14 Aralık 1997 tarihinde, 9 numaralı hücreyi başka bir tutuklu için hazırladığı sırada, yatakların altındaki battaniyeden koparılmış ve birbirlerine düğümlü olan 78-80 cm.?lik 6 adet ip bulduğunu ifade etmiştir.

13 Ocak 1998 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, o tarihte cezaevinde olan ve olayların geçtiği sırada Burhanettin Akdoğdu?nun hücresinin yanındaki bir hücrede bulunan M.A.Y.?yi çağırmıştır. M.A.Y.?nin çağırılmasının sebebi, 21 Aralık 1997 tarihinde M.Y.A.?nin, B. Akdoğdu?nun intihar etmediğinin, fakat işkence altında öldüğünün İnsan Hakları Derneği?ne bildirilmesi talebiyle Kaldıraç dergisinde yayınlanmak üzere bir mektup yazmasıdır.

5 Şubat ve 23 Şubat 1998 tarihlerinde, Cumhuriyet Savcısı 13 Aralık 1997 tarihinde Terörle Mücadele Şubesi?nde gözaltında bulunan tanık M. ve İ.?nin ifadelerini almıştır. M. Burhanettin Akdoğdu?yla şubede karşılaşmadığını ama bu kişinin kendisini astığını duyduğunu söylemiştir. İ. adındaki tanık da bu yönde ifade vermiş, Burhanettin Akdoğdu?nun ölümünün fark edilmesinden yarım saat sonra, diğer tutuklularla birlikte başka bir odaya götürüldüklerini belirtmiştir.

c. Soruşturmanın sonucu ve ardından yapılan yargılama

1 Mayıs 1998 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, muhakemenin men-i kararı vermiştir. Bu sonuca varmadan önce, Cumhuriyet Savcısı 9 numaralı hücrenin dikey parmaklıklarının paralel 3 adet demir ile birbirlerine bağlandıklarını hatırlatmaktadır. Sonrasında, olay yerinde çekilen fotoğraflara ve kayıtlara dayanarak, kendisini öldürebilmesi için Burhanettin Akdoğdu?nun kendisini en yüksek parmaklığa astığı sonucunu çıkarmıştır. Battaniye kenarından sökülmüş bir ipi bu parmaklığa bağlamış, ipi boynuna düğümleyerek, boynunun tüm vücudunun ağırlığını alacak şekilde, sağ ayağıyla alttaki parmaklıktan, sol ayağıyla ortadaki parmaklıktan destek almıştır. Yapılan toksikoloji tetkiklerinin şüphe uyandıracak hiçbir unsur taşımadığını gözlemleyen Cumhuriyet Savcısı, aynı zamanda 14 Aralık 1997 tarihinde, Bandırma Hastanesi?nde, Burhanettin Akdoğdu?nun vücudunda tespit edilen izlere ve nöbetçi memurlar M. ile İ.?nin ifadelerine atıfta bulunmaktadır. Sonrasında, M.A.Y.?nin mektubundan alıntıları ve ifadelerini sunarak, bunların görgü tanıklığı sonucunda ortaya koyulan ifadeler değil sadece kişisel gözlemler olduğunu ve tıbben ortaya koyulduğu şekliyle ölümün nedenlerini ortaya koyamayacaklarını belirtmektedir. Bu noktada, Cumhuriyet Savcısı, Kaldıraç dergisine yazdığı mektubun aksine, M.A.Y.?nin kendisine, birinci sorgulama sonrasında polislerin Burhanettin Akdoğdu?yu geri almaya geldikleri iddiasında bulunmadığının altını çizmektedir.

20 Mayıs 1998 tarihinde, başvuran verilen bu karara İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi?nin 6. dairesinde itiraz etmiş ve oğlunun gözaltından sorumlu olan polisler hakkında soruşturma başlatılmasını talep etmiştir. Başvuran, özellikle de Cumhuriyet Savcısı?nın, yapılan ikinci tektik sırasında Burhanettin Akdoğdu?nun vücudunda tespit edilen ekimozları dikkate almamasından dolayı, sürdürülen ceza soruşturmasının yetersiz olduğunu iddia etmektedir. Başvurana göre, bu izler Burhanettin Akdoğdu?nun ayaklarının önceden bağlandığını ve asılma olayının birkaç kişinin yardımıyla daha sonra gerçekleştiğini göstermektedir. Bu konuyla ilgili olarak başvuran, şayet olay bir intihar olsaydı, mantıken düğümün ensede değil, boynun önünde ya da yanında olması gerektiğini belirtmektedir. Bu nedenle başvuran, maktulün cesedinin yeri değiştirilmeden, tarafsız bir uzmanın cesedin pozisyonunu incelemesi gerektiğini iddia etmektedir. Başvurana göre, oğlunun önce bu kişiler tarafından boğulup daha sonra asıldığı varsayımı bir kenara bırakılmamıştır ve bu varsayım yürütülen soruşturmada da çürütülememiştir. Başvuran aynı zamanda, Cumhuriyet Savcısı?nın oğlunun sorgulamasından sorumlu olan hiçbir polisin ifadesini almadığını belirtmektedir. Başvuran, oğlunun sağlam mizaçlı olduğunu ve intihar etmesini gerektirecek hiçbir sebebin olmadığını savunmaktadır.

18 Haziran 1998 tarihli bir kararla, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, itirazda bulunmak için tanınan yedi günlük süre içinde itirazını yapmadığı gerekçesiyle, başvuranın itirazını reddetmiştir. Hâkimler sunulan itirazların esasını incelemiş ve kamu davası açılması için yeterli gerekçelerin bulunmadığı kanaatine varmışlardır.

9 Eylül 1998 tarihinde, Emniyet Müdürlüğü başvurana itirazının reddedildiğini bildirmişlerdir.



3. Başvuran tarafından yapılan ceza yargılaması alanındaki başvurular

Başvuran, Bandırma Cumhuriyet Savcısı önünde 14 Aralık 1997 tarihinde sözlü olarak dile getirdiği şikâyetten ayrı olarak, 31 Mayıs 1999 tarihinde Ankara Cumhuriyet Savcısı?na oğlunun gözaltından sorumlu olan işkence ve kasten adam öldürmekle suçladığı polis memurları aleyhine resmi olarak şikayette bulunmuştur. 1 Mayıs 1998 tarihinde verilen muhakemenin men-i kararının geçersiz olduğunu ifade eden başvuran, bu konudaki mevzuata atıfta bulunarak, yeniden bir ceza soruşturması açılmasını talep etmektedir. Bu nedenle başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı?nın sürdürülen soruşturmada ratione materiae açısından yetkisiz olduğunu ifade ederek, oğlunun ölümüne benzer vakaların genel ceza hukuku alanına girdiğini belirtmektedir. Başvuran ayrıca, mevcut soruşturmadan sorumlu N.M.T. adındaki Cumhuriyet Savcısı?nın, oğlunun ceza soruşturmasından sorumlu olan kişi olduğunu ve bu nedenle tarafsızlığının şüpheli olduğunu iddia etmektedir.

11 Haziran 1999 tarihinde başvuran, aynı gerekçelerle, görevini kötüye kullanmak ve cinayeti örtbas etmekle suçladığı N.M.T. aleyhine Adalet Bakanlığı?na, ikinci bir şikayette bulunmuştur.

30 Haziran 1999 tarihinde, ilk şikayetin yapıldığı, Ankara Cumhuriyet Savcısı, başvuranın tartışmaya açtığı Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı lehine görevsizlik kararı vermiştir.

Müdürlük, 23 Temmuz 1999 tarihinde, isteği üzerine yürütülen soruşturmaların ardından Cumhuriyet Savcısı olan N.M.T. aleyhine hiçbir ceza soruşturmasının yapılmasına gerek duyulmadığını başvurana bildirmiştir.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS?NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran oğlunun gözaltında öldüğü koşullardan ve bu olayla ilgili olarak yürütülen soruşturmanın etkisizliğinden şikayetçi olmakta, AİHS?nin 2. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

A. Tarafların Argümanları

1. Başvuran

Başvuran, oğlu Burhanettin Akdoğdu?nun Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi?nde gözaltında tutulurken polis memurları tarafından kasti olarak öldürüldüğünü ileri sürmektedir. Başvuran iddiasını desteklemek için, intihar varsayımı kabul edilse bile, güvenlik görevlilerinin yine sorumlu olacaklarını, zira böyle bir riski önlemek ve oğlunun yaşamını korumak için gerekli tedbirleri almadıklarını belirtmektedir.

Mevcut dava kapsamında yürütülen ceza soruşturması konusunda ise başvuran, peşinen oğlunun intihar ettiği düşüncesine dayanan bu soruşturmada ulaşılan sonuçların, ne Devlet görevlileri tarafından işlenen bir cinayet varsayımını hariç tutmaya yettiğini, ne de Hükümet?in, oğlunun yaşamını koruma yükümlülüğünden kaçmasına izin verdiğini iddia etmektedir. Başvuran soruşturmanın yetkisiz bir Savcı tarafından yürütüldüğünü, dahası ilgili kişinin daha önceden Burhanettin Akdoğdu?nun yakalanması emrini vermiş olduğu düşünüldüğünde, tarafsız kabuledilemeyeceğini belirtmektedir.

2. Hükümet

Hükümet başvuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet otopsi raporuna ve soruşturmalar sırasında toplanan delillere dayanarak, başvuranın oğlunun asılma sonucu öldüğünü ve bu intihar olayından hiçbir Devlet görevlisinin sorumlu tutulamayacağını savunmaktadır. Hükümete göre, o dönemde 27-28 yaşlarına olan B. Akdoğdu, yasadışı DSİH örgütüne üye olmasına bağlı olarak gelişen olaylardan ötürü yaşadığı psikolojik ve moral dengesizliğin etkisiyle hareket etmiştir.

Hükümet ayrıca, Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı?nın intihar olayı ile ilgili olarak derin ve titiz bir cezai soruşturma yürüttüğünü belirtmektedir. Mevcut davada oluşturulan dosyasının içeriğinden, hiçbir özensizlik görünümü ortaya çıkmamaktadır.

Hükümet İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan ?Gözaltı ve Sorgulama Talimatı? başlıklı yönergenin bir kopyasını sunmuş ve gece nöbet tutan memurlar tarafından gerçekleştirilen kontrollerin bu yönergeye uygun olduğuna dikkat çekmiştir.

B. AİHM?nin Takdiri

1. Başvuranın oğlunun ölümü hakkında

a. Kasten adam öldürme

AİHM, AİHS?nin 2. maddesinin, Sözleşme?nin ana maddeleri arasında yer aldığını ve sözkonusu maddenin, 3. madde ile birlikte Avrupa Konseyi?ni oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini ifade ettiğini hatırlatır (Bkz., Çakıcı- Türkiye [GC], no 23657/94, § 86, CEDH 1999-IV, et Finucane ? Birleşik Krallık, no 29178/95, §§ 67-71, CEDH 2003-VIII). AİHS?nin 2. maddesi ile tanınan korumanın önemi dolayısıyla AİHM, yaşam hakkına ilişkin şikayetleri son derece büyük bir titizlikle inceleyerek bir görüş oluşturmak zorunda olduğunu belirtmektedir (Bkz., Ekinci- Türkiye, no 25625/94, § 70, 18 Temmuz 2000).

AİHM, AİHS?nin 2. maddesi açısından davaya ilişkin olaylardan çıkarılacak sonuçların iki farklı yorumu ile karşı karşıya olduğunu ortaya koyar.

AİHM, ortaya çıkan soruları, başta yürütülen adli soruşturmalara ilişkin Hükümet tarafından sunulan belgeler olmak üzere, dava dosyasında yer alan yazılı belgeler ile tarafların sunmuş olduğu gözlemler ışığı altında inceleyecektir. AİHM delilleri değerlendirirken ?her türlü makul şüphenin ötesinde? ilkesinden yararlanmaktadır. Fakat bu türden bir delil, yeteri kadar ciddi, açık ve birbiriyle uyumlu bir dizi emareden ya da çürütülemeyecek karinelerden oluşabilir; diğer yandan delillerin araştırılması esnasında tarafların tutumları da gözönünde bulundurulabilir (Bkz., mutatis mutandis, Irlanda- Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, A serisi no 25, ss. 64-65, §§ 160-161).

Başvurana göre Burhanettin Akdoğdu, polisler tarafından kasten öldürülmüştür.

AİHM bu iddiaların somut ve doğrulanabilir olgulara dayanmadığını ve herhangi bir tanık ifadesiyle ya da diğer delil unsurları ile kesin bir şekilde desteklenmediğini saptamıştır.

Dosyada yer alan unsurlara göre 12 Aralık 1997 tarihinde B. Akdoğdu, üç buçuk saat süren bir sorgulamanın ardından saat 23.30?da tekrar hücresine getirilmiştir. Akdoğdu sabah saat 02:00?de ve 05:00?te tuvalete gitmek istediğini söylemiştir. Nöbetçi memurlar, saat 05:00?te ve 08:00?de yaptıkları kontrollerde ilgili kişinin hâlâ hayatta olduğunu gözlemlemişlerdir. Saat 08:00?deki yoklamada nöbetçi memurlardan biri, B. Akdoğdu?nun demir parmaklıklara asılı cesedini bulmuştur.

Derhal olaydan haberdar edilen Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı olay yerine gelmiştir. Aynı gün Ankara Cebeci Adli Tıp Kurumu?ndan iki doktor ceset üzerinde otopsi yapmış ve B. Akdoğdu?nun mekanik asfiksi sonucu öldüğünü tespit etmişlerdir.

AİHM ayrıca gözaltındaki kişilerin gözetimiyle görevli nöbetçi memurların Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlendiklerini ve ifadelerin birbiri ile uyumlu olduğunu gözlemlemiştir. B. Akdoğdu ile birlikte gözaltında tutulan iki kişinin de ifadesi aynı şekilde bu beyanlara uymaktadır. Görgü tanığı olmayan M.A.Y. adlı tutuklunun, olayların tümünü kapsamayan ifadesinde yaptığı suçlamalar, özetle varsayım olarak nitelendirilebilir. Adı geçenin iddiaları, B. Akdoğdu?nun intihar ederek öldüğünü gösteren diğer delil unsurlarına şüphe düşürememiştir.

b. Gözaltındaki bir kişinin gözetimde tutulması yükümlülüğü

AİHS?nin 2. maddesinden kaynaklanan pozitif yükümlülük konusunda AİHM, bu hükmün ilk cümlesinin, Devlet?in yalnızca kasti ve hukuka aykırı ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil, aynı zamanda yargı yetkisi dahilindeki kişilerin yaşamlarının korunması için gerekli tedbirleri almasını da zorunlu kıldığını hatırlatır. Dolayısıyla AİHM, mevcut davanın koşullarında, başvuranın oğlunun hayatının gereksiz yere tehlikeye atılmasının engellenmesi için Devlet?in gerekli tüm önlemleri alıp almadığını tespit edecektir (bkz., örneğin, L.C.B.- Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998, Derleme Kararlar ve Hükümler 1998-III, s. 1403, §36). AİHM aynı zamanda, AİHS?nin 2. maddesinin, iyi tanımlanmış bazı koşullarda, bir bireyin diğerine karşı, hatta bazı özel durumlarda Devlet?in kendisine karşı korunması için yetkili mercilere, uygulamaya ilişkin bir takım önleyici tedbirler almalarını içeren pozitif yükümlülük yükleyebileceği kanaatindedir (Tanrıbilir-Türkiye, no: 21422/95, § 70, 16 Kasım 2000).

Bununla birlikte bu hüküm, yetkili mercilere katlanılmaz veya aşırı bir yük yüklemeyecek şekilde ve güvenlik güçlerinin günümüz toplumlarında görevlerini ifa ederken karşılaştıkları güçlükler, insan davranışının öngörülemezliği ve öncelikler ile kaynaklar konusunda yapılacak işlevsel seçimler gözardı edilmeden yorumlanmalıdır. Dolayısıyla, AİHS açısından, yaşama karşı her tehdit varsayımı, bunun gerçekleşmesine engel olmak için yetkili mercileri somut önlemler almak zorunda bırakmamaktadır (Tanrıbilir kararı, §§ 70-71; Kenan-Birleşik Krallık, no: 27229/95, § 90, CEDH 2001-III).

Yetkili mercilerin, tutukluları gözetim altında tutma ve intiharları önleme görevleri çerçevesinde gözaltındaki bir kişinin yaşam hakkını korumaya ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmedikleri iddiası karşısında, AİHM?nin, sözkonusu mercilerin, tutuklunun o anda böyle bir davranışta bulunabileceğini biliyor olmaları gerektiğine, fakat bu mercilerin yetkileri dahilinde, makul bir bakış açısıyla bakıldığında sözkonusu riski ortadan kaldıracak önlemleri almadıklarına ikna olması gerekmektedir. AİHM?ye göre ve 2. madde ile korunan hakkın niteliği dikkate alındığında, başvuranın, yetkili mercilerin fark ettikleri ya da fark etmiş olmaları gereken, yaşam hakkı açısından ortaya çıkabilecek belirli ve ani bir riskin gerçekleşmesinin önlenmesi için, kendilerinden makul olarak beklenen her şeyi yerine getirmediklerini göstermesi yeterlidir. Burada sözkonusu olan, cevabı mevcut davaya ilişkin koşulların tümüne bağlı olan bir sorudur. Dolayısıyla AİHM davaya ait özel koşulları inceleyecektir (Tanrıbilir kararı, § 72).

AİHM özgürlükten fiziksel olarak yoksun bırakılmanın doğası gereği tutuklularda psikolojik sarsıntılara, dolayısıyla da intihar riskine sebep olabileceğini hatırlatır. Tutukluların yaşamının korunması açısından bu türlü risklerin önüne geçilmesi amacıyla, ceza ve tutukevleri rejimlerinde kesici aletlerin, kemer ve bağların teslim edilmesi öngörülmektedir (Tanrıbilir kararı, §74).

Mevcut davada AİHM ilk olarak, Burhanettin Akdoğdu?nun Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi?nde gözaltına alındığını ve dolayısıyla iç hukukta bu türden tutuklamalar için öngörülen kuralların, bu dava açısından da geçerli olduğunu kaydeder. Dava dosyasında yer alan unsurlar, tutuklunun intihar etmesinin önlenmesi için gereken rutin önlemlerin alınmadığına ve olağan bir gözetimin temin edilmediğine işaret etmektedir.

Diğer yandan AİHM, Burhanettin Akdoğdu?nun psikolojik durumu hakkında o anda nöbetçi memurların elinde bulunan göstergeler dikkate alındığında, adıgeçen kişinin gözetimi konusunda nöbetçi memurlar tarafından alınan önlemlerin 2. madde açısından sözkonusu edilebileceğine ikna olmuş değildir. B. Akdoğdu?nun kendini öldürmek için kullandığı yöntemi, yani battaniyesinin kenarından bir ip yapabileceğini öngörmek güçtür. İntihar hazırlığı ve intiharın kendisi sessizlik içinde gerçekleşmiştir (karşılaştırınız Tanrıbilir kararı, § 76).

Tutuklu intihar eğilimleri göstermediğinden yetkililer, B. Akdoğdu?nun hücresinde daimi bir gözetim sağlamak veya battaniyesine el koymak gibi bazı özel önlemleri almamakla eleştirilemez. Dosyada yer alan hiçbir ilgili unsur, polis memurlarının makul olarak B. Akdoğdu?nun intihar edebileceğini öngörerek, hücresinin önünde sürekli bir görevli bulundurmaları gerektiğine inandıracak yönde değildir.

Bu koşullarda AİHM, AİHS?nin bu açıdan 2. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.

2. Ulusal merciler tarafından yürütülen soruşturmalar

AİHM, AİHS?nin 2. maddesinde şart koşulan yaşam hakkının korunması yükümlülüğünün, 1. madde ile Devletlere yüklenen ?kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleşme[de] .... açıklanan hak ve özgürlükleri tanı[maları]? yükümlülüğü ile birlikte, zora başvurmanın bir kişinin ölümüne neden olması halinde etkili bir soruşturma yürütülmesini öngördüğünü ve bunu zorunlu kıldığını hatırlatır (Bkz., mutatis mutandis, McCann ve diğerleri- Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995, A serisi no 324, s. 49, § 161; Kaya- Türkiye, 19 Şubat 1998, Derleme 1998-I, s. 329, § 105; Tanrıbilir kararı, § 83).

AİHM bu yükümlülüğün, yalnızca ölüme bir devlet görevlisinin neden olduğu durumlar için geçerli olmadığını vurgular. Yetkili mercilerin ölümden haberdar olmaları bile, yalnız bu nedenle, AİHS?nin 2. maddesinden kaynaklanan, ölümün hangi koşullarda meydana geldiğine ilişkin etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğü doğurur (Bkz., mutatis mutandis, Ergi-Türkiye, 28 Temmuz 1998, Derleme 1998-IV, s. 1778, § 82; Yaşa- Türkiye, 2 Eylül 1998, Derleme 1998-VI, s. 2438, § 100; Hugh Jordan ?Birleşik Krallık, no 24746/94, §§ 107-109, CEDH 2001-III; A. ve diğerleri-Türkiye, no: 30015/96, § 53, 27 Temmuz 2004).

Yürütülen soruşturma aynı zamanda sorumluların tespit edilip cezalandırılmasını sağlayabilmesi anlamında da etkili olmalıdır (Oğur-Türkiye, [GC], no 21594/93, CEDH 1999-III, § 88). Burada sözkonusu olan sonuca ilişkin değil, araçlara ilişkin bir yükümlülüktür. Yetkili merciler, başta görgü tanıklarının ifadelerinin alınması, emniyetin teknik birimlerince kan ve doku örnekleri alınması ve gerektiğinde, ölen kişinin vücudundaki lezyonların tam ve açık bir şekilde tanımlamasının yanı sıra ölüm nedeninin açığa çıkarılması için klinik bulguların nesnel bir şekilde analiz edilmesi olmak üzere, olaya ilişkin delillerin toplanması için mümkün olan tüm tedbirleri almış olmak zorundadırlar (bkz., örneğin, Salman- Türkiye [GC], no 21986/93, § 106, CEDH 2000-VII ; Tanrıkulu- Türkiye [GC], no 23763/94, § 109, CEDH 1999-IV ; Gül- Türkiye, no 22676/93, § 89, 14 Aralık 2000).

Mevcut durumda soruşturmayı yürütmekle görevli yetkililerin olaydan sonra yaptıkları girişimler, anlaşmazlık konusu teşkil etmemektedir.

AİHM başvurunun yapılmasının ardından, Hükümet tarafından, soruşturma dosyasının bir kopyasının sunulduğunu ve soruşturmanın seyri hakkında bilgi verildiğini kaydeder.

Bu unsurlardan, B. Akdoğdu?nun cesedi bulunur bulunmaz Cumhuriyet Savcısı?nın olay yerine geldiği ve ayrıntılı bir tutanak hazırlandığı, fotoğraf çekildiği, video kaydı yapıldığı ve bir kroki çizildiği anlaşılmaktadır. Tam ve ayrıntılı iki otopsi gerçekleştirilmiş, adli tabipler ölümün mekanik boğulmaya bağlı olarak gerçekleştiğini tespit etmiş ve ölümün asılmadan önce meydana geldiği varsayımını ortadan kaldırmışlardır. Cumhuriyet Savcısı bir hazırlık soruşturması başlatmıştır. Bu yargılama usulü çerçevesinde Terörle Mücadele Şubesi?nde gözaltından sorumlu nöbetçi memurlar ile diğer tutukluların ifadeleri alınmıştır. Yukarıda anlatılanların ışığı altında AİHM, Burhanettin Akdoğdu?nun intiharıyla ilişkili olarak nöbetçi memurların sorumluluklarının saptanması amacıyla adli merciler tarafından yürütülen ayrıntılı hazırlık soruşturmasının, yeterince derin ve etkili olduğu sonucuna varmıştır.

Başvuranın soruşturmaya tam anlamıyla katılmamış olması soruşturmanın eksiksiz olduğu gerçeğini değiştirmez, zira ilgili kişi, soruşturmanın en iyi şekilde yürütülmesi için gereken delil unsurlarını sağlayacak durumda değildir.

Ayrıca AİHM, mevcut davanın gereği açısından, başvuranın, davada görev alan Savcı?nın yetkili olmadığı yönündeki iddiaları hakkında hüküm vermeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır. AİHM bu iddiaların davada kendisine başvurulan yargı mercii tarafından reddedildiğini ve bunun, Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen soruşturmanın etkinliği hususuyla bir ilgisinin olmadığını gözlemlemiştir.

Sonuç olarak AİHS?nin 2. maddesi bu açıdan da ihlal edilmemiştir.




II. AİHS?NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi?nde gözaltında tutulduğu sırada, polisler tarafından, oğlu Burhanettin Akdoğdu?ya kötü muamelede bulunulduğunu iddia ederek, AİHS?nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.

Başvuran, özellikle Bandırma Hastanesi?nde düzenlenen, maktulün ayaklarında ve bacaklarında izlerin tespit edildiğinin ifade edildiği adli tıp raporlarına ve sanık M.A.Y.?nin ifadelerine atıfta bulunmaktadır.

Hükümet, kötü muamele ve işkence yapıldığına ilişkin iddiaların dayanaktan yoksun olduğunu belirtmektedir. İkinci adli tıp raporunda belirtilen ekimozların nedeninin belirlenmesinin mümkün olmadığını ifade etmektedir. Uygulamadan, otopsi yapılmasından sonra, vücutta ekimoz izlerinin ortaya çıkmasının gözardı edilemeyeceği sonucu çıkmaktadır.

AİHM bir kimse tamamen polis memurlarının kontrolü altında olduğu halde gözaltındayken yaralandığında, bu süreçte meydana gelen her türlü yaralanmanın, olaylara dair güçlü karinelere sebebiyet verdiğini hatırlatır (Salman kararı, § 100). Dolayısıyla bu yaraların kaynağı hakkında makul bir açıklama getirmek ve mağdurun iddialarını - özellikle de bu iddialar tıbbi belgelerle desteklenmişse - şüpheye düşürebilecek olayları doğrulayan kanıtlar sunmak Hükümet?in sorumluluğundadır (Bkz., diğerleri arasında, Selmouni-Fransa [GC], no: 25803/94, § 87, CEDH 1999-V; Berktay-Türkiye, no: 22493/93, § 167, 1 Mart 2001; ve Altay-Türkiye,no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001).

AİHM, esasında Hükümet?in ikinci adli tıp raporunda, bir avukatla görüşmeksizin, ölümünden evvel üç gün süresince tutuklu bulunan başvuranın vücudunda tespit edilen izlerin neden meydana gelmiş olabileceği hakkında hiçbir açıklamada bulunmamıştır. Hükümet?e göre, bir otopsi sonrasında vücutta ekimoz izlerinin ortaya çıkması gözardı edilemez. Bununla birlikte, AİHM vücudun iç kısmında özellikle de dizkapağı, bilek ve baldır çevresinde, ilk otopsideki izlerden farklı olarak, çok sayıda küçük ekimoz ve sıyrıkların tespit edildiğini not etmektedir. Bu izler, sanık M.Y.A.?nın beyanlarıyla bir takım benzerlikler taşımaktadır. M.Y.A., Burhanettin Akdoğdu?nun 12 Aralık 1997 tarihli sorgulama sırasında kötü muameleye maruz kaldığını duyduğunu beyan etmiş, Hükümet bu beyanlara karşı çıkmamıştır.

AİHM değerlendirmesine sunulan unsurların tümü ışığında ve Hükümet?in açıklamada bulunmayışını dikkate alarak, 14 Aralık 1997 tarihinde yapılan ikinci adli tıp inceleme raporunda saptanan izlerden Savunmacı Hükümet?in sorumlu olduğu kanaatine varmıştır.

AİHM, sonuç olarak AİHS?nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

III. AİHS?NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Başvuran, 200.000 ( iki yüz bin) Fransız Frangı yani 30.489 Euro ( otuz bin dört yüz seksen dokuz) değerinde maddi ve manevi zarara uğradığını iddia etmektedir.

Hükümet bu iddialara karşı çıkmıştır.
Maddi zararla ilgili olarak AİHM, AİHS?nin 3. maddesinin ihlal edildiğinin tespiti ile maddi tazminat talebi arasında doğrudan hiçbir nedensellik bağı görmemektedir. Bu nedenle maddi tazminat adı altında herhangi bir ödemenin yapılmasının gerekli olmadığına karar vermiştir.

Manevi tazminatla ilgili olarak AİHM, AİHS?nin ihlal edilmesinden doğan sonuçlar nedeniyle kuşkusuz mağdurun sıkıntıya girmiş olduğu kanaatindedir. AİHM hakkaniyete uygun olarak manevi zararın 9.000 Euro (dokuz bin) tutarında olduğuna ve bu tutarın Burhanettin Akdoğdu?nun hak sahiplerine ödenmesine karar vermiştir.

B. Masraf ve Harcamalar

Başvuran, masraf ve harcamalar için, AİHM?nin, saptanan ihlallerin tazmini için vereceği tazminat bedelinin %15? ini talep etmekte ve dayanak olarak avukatıyla yaptığı sözleşmenin bir fotokopisini sunmaktadır. Bu durumda talep edilen tutar 1.350 ( bin üç yüz elli) Euro?dur

Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.

Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda AİHM, tüm masraflar için, 1.350 (bin üç yüz elli) Euro?dan, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım olarak verilen 630 (altı yüz otuz) Euro?nun düşürülerek, kalan meblağın başvurana ödenmesinin makul olduğuna karar vermiştir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası?nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM, OYBİRLİĞYLE,

1. AİHS?nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;
2. AİHS?nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHS?nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL?ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana,
i. Burhanettin Akdoğdu?nun mirasçıları için, manevi tazminat olarak 9.000 Euro (dokuz bin) ödenmesine;
ii. masraf ve harcamalar için 1.350 (bin üç yüz elli) Euro?dan, 630 (altı yüz otuz) Euro tutarındaki adli yardım düşülerek kalan miktarın ödenmesine;
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası?nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Oybirliğiyle, adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine.

Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM?nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 18 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.




 

SIK SORULANLAR
BİLGİ EDİNME
TÜKETİCİ KÖŞESİ
ÜCRETSİZ AVUKATLIK
HUKUK EĞİTİMİ
 
Üyelik işlemleri
 
K.Adı
Parola
            
      Şifremi Unuttum
      Üye Ol
Hukuk Arama Motoru
Hukuk Anketi
Reklam Alanı







Zirve100